15 Ekim 2010 Cuma

Bir Efsane...

Üzerine (hangisinin olduğunu merak ettiğim) şarap damlamış menüme gülümseyerek bakıyorum. Gayet keyifli bir gecenin ardından, sanki günlüğüme el yazımla heyecanlı heyecanlı notlar alırmışçasına içimden gelerek her anı tekrar hatırlamaya çalışıyorum.

Bizim topraklarımızın şarabını yine bizim topraklarımızın damak tadıyla lezzetlendirmenin keyfine başlamadan önce çoğunluğunu tanımadığım insanların samimiyeti karşısında şaşırmıştım… Ne de olsa bizim toprakların insanları…

Gelen kocaman peynir tabağına iştahla bakarken “Sakın çok yeme! Her şeyin tadına bakmalısın!” uyarısı kulağımda fısıldanıyordu. Buz gibi Buzbağ Beyaz kadehime doldurulurken bu fısıltının pek de işe yaramayacağımı düşündüm. Elim şarabımla tezat, sıcacık balon ekmekle tereyağa uzanırken “Haydi başlasın gecemiz!” dedim içimden.

Tanışma, sohbet, minik şarap eğitimimiz derken, çok tanıdık bir tat geldi damağıma… Buzbağ Klasik…
Klasikleşmek zordur, zaman ister, emek ister ve her şeyden önce sabır ister. Bir şarabı “sabır” kelimesinden daha iyi özetleyebilecek bir kelime tanımıyorum. Harika mezelerimiz masamıza servis edildikçe biz de kadehimizi sallamaya ve şarabımızın neşeli kokusunu burnumuza çekmeye başlamıştık.
Klasik bizi şaşırtmadı, acı çiğköfte, bol domatesli toros ve gavurdağı ve patlıcanların cömertçe tadını sunduğu abaganus yanında; hepsi ile güzel bir ikili oluşturabileceğini kanıtladı.

Bizim elimiz yemek denilince bola alışmıştır. Halbuki gözümüzü doyuran masa karşısında bile temkinliydik. Hepsini tatmalı, hepsini Buzbağ ile eşleştirmeliydik…

Kadehimize dolan yeni efsane adayı Buzbağ Elazığ Öküzgözü tanıtılırken içindeki kırmızılığa daldım. Bu yeni tada eşlik eden menümüz kalabalıktı. Hepsi ile ayrı ayrı denerken tat ile ilgili tahminlerimiz devam ediyordu… Kırmızı meyveler, dengeli koku ve tat, parlak kırmızı renk… Öküzgözü üzümünün bizim klasikleşmiş ara sıcaklarımızla uyumunu test ederken farkına vardım ki menü rastgele hazırlanmamıştı. Hemen hepsi ile uyumluydu…

Bir diğer yeni efsane adayı Buzbağ Diyarbakır Boğazkere doldu kadehime bu sefer… Hem de yanında en güzel mangal menüsü ile; tarsusi kebap ve pideli şaşlık eşliğinde. Boğazkere buruk tadı ile daha baskın menümüz ile tamamen uyumluydu. İki tat da birbirini bastıramıyordu ve müthiş ikiliydi bence.

Benim için gecenin en güzel tadı en sona saklanmıştı. Assolist Buzbağ Rezerv çıktı sahnemize… Doldu kadehimize… Aldığım şarabı 15 sene bekletebileceğimi asla düşünemezken, Buzbağ Rezerv’in 15 seneyi hak ettiğini anladım. Bize en güzel tadını 15 sene sonra sunacak ise varsın beklesindi... Nasıl olsa bu 15 seneyi Buzbağ’ın diğer şarapları ile tatlandırırdım ben.

Güzel bir akşam yemeğinde tatlısız bir son düşünemiyorum. Gerçi bu kadar müthiş tat deneyiminden sonra hangi tatlıyı getirseniz yanında öylece kalakalır derdim. Biraz da öyle oldu, her türlü cazibesi ile künefe, dondurmalı irmik helvası ve kabak tatlısı “beni ye” diye bağırırken kendimi geri çektim. Damağımdaki müthiş şarap tadını onlar için bile bozmaya niyetim yoktu.

Tüm geceden elimde kalanlar; bizim için özenle hazırlanmış Buzbağ Şaraplarının yeni gözdeleri Buzbağ Elazığ Öküzgözü ve Buzbağ Diyarbakır Boğazkere tanıtım kitapçığı, eşsiz topraklardan hediye Kayra Bağbozumu şarap tanıtım kitapçığı, minik kadeh halkalarımız (evet onları bile aldım) ve yeni efsane adaylarının evimizdeki sofralarımızı şenlendirmesi için Buzbağ’ın ince nezaketi ile bize hediye edilmesi.
Tüm geceden aklımda kalanlar; Buzbağ’ın “Klasik” kelimesini sonuna kadar hak ettiği… İlklerin öncüsü olduğu ve bizim için özenle hazırlanırken ne çok emek harcandığı. Topraklarımızda yetişen üzümleri şenlendirdikleri ve alması gereken tüm övgüleri kadehimi her yudumlayışımda gülümsememle vermem gerektiği… Ve elbette şarabın bir kültür olduğu!

Tüm geceden damağımda kalan tatlar; buz gibi Buzbağ Beyaz’ın klasikleşen beyaz uyumunu aşarak kırmızı et yemekleri ile bile içilebileceği… Buzbağ Klasik’in bence tüm yemeklere eşlik edebilecek joker şarap olduğu… Buzbağ Elazığ Öküzgözü’nün dengeli tadı ile menümüzdeki en çok çeşide bile uyabilecek mahareti… Buzbağ Diyarbakır Boğazkere’nin buruk tadının et yemekleri ile yarıştığı… Buzbağ Rezerv’in gerçekten özel olduğunu, neden sona saklandığını her yudumunda hissettirmesi.

Bu topraklarda yaşadığım için, bu toprakların nimetlerini sunan ve tadan insanlarla olduğum için, yaşatılması gereken pek çok değerimizin olduğunu vurgulayan ve her anı “bu bizim işte” dedirten bir gece yaşadığım için gurur duydum!

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Yağmur, gitsene birazcık!

Temmuzun ortasındayız, çoğu insan gibi tatil hayallerimi süsleyen deniz, kum, güneş üçlüsünden biri inatçılık ediyor. Göstermiyor kendini... Yağmuru severim, toprak kokusunu, yapraklardan damlayan damlaları, İstanbul'u yağmurdan sonra izlemeyi... ama konumuz bu değil ki, yağmur git artık!

Bana şimdi güneş lazım, tenimin-yüzümün güneşi hissetmesi lazım. Hani birazcık esnemek, birazcık güneş altında uyuya kalmak, birazcık pırıl pırıl gökyüzünü izlemem lazım. Tatil lazım anlasana :)

Ne kadar tatlı dil döksem acaba??

6 Temmuz 2010 Salı

30 yaşımda rakıyla tanıştım!?!

Evet, 18 yaşından itibaren kişisel hayata başladığımızı düşünürsek 12 sene boyunca direndim. İçmedim, koklamadım, doldurmadım. Taaaa ki.... "Bi Büyük Fest" yapılana ve ben katılana kadar.

Tadı mı nasıldı? Tahmin ettiğim gibi, kötü! Ben şarabı seven bir bünyeye bağımlıyım, rakı ile ona ihanet edemiyorum ne yazık ki. Ama saygı duyuyorum. Şşşş!

Yine ara ara dirensem de birazcık aştım kendimi diye düşünüyorum. Ana-son, sen nelere kadirsin!

"Bir gün asla bana yetmiyor" diyenlerden misiniz?

Aslında tipik yoğun insan profilidir bu. Ancak gün içinde yaptıklarına baktığında, elde kalan 0 dır (yazıyla pekiştireyim - sıfır).

Telefon çalar, sıralanır istekler... "Bana 10 dakika ver göndereyim maili" telefonu kapatacak sihirli sözcüklerdir. Bana sadece 10 dakika ver, değiştireyim dünyayı! Uzaya el atayım, savaşları bitireyim, ve hatta makyajımı yapayım. Sen yeter ki 10 dakika ver.

O kadar çok şey var ki yapmak istediğim, 10 dakika sürer ancak sıralamak. Yaptıkça listede üzerlerini karalamak mı? 10 dakika!