10 Temmuz 2010 Cumartesi

Yağmur, gitsene birazcık!

Temmuzun ortasındayız, çoğu insan gibi tatil hayallerimi süsleyen deniz, kum, güneş üçlüsünden biri inatçılık ediyor. Göstermiyor kendini... Yağmuru severim, toprak kokusunu, yapraklardan damlayan damlaları, İstanbul'u yağmurdan sonra izlemeyi... ama konumuz bu değil ki, yağmur git artık!

Bana şimdi güneş lazım, tenimin-yüzümün güneşi hissetmesi lazım. Hani birazcık esnemek, birazcık güneş altında uyuya kalmak, birazcık pırıl pırıl gökyüzünü izlemem lazım. Tatil lazım anlasana :)

Ne kadar tatlı dil döksem acaba??

6 Temmuz 2010 Salı

30 yaşımda rakıyla tanıştım!?!

Evet, 18 yaşından itibaren kişisel hayata başladığımızı düşünürsek 12 sene boyunca direndim. İçmedim, koklamadım, doldurmadım. Taaaa ki.... "Bi Büyük Fest" yapılana ve ben katılana kadar.

Tadı mı nasıldı? Tahmin ettiğim gibi, kötü! Ben şarabı seven bir bünyeye bağımlıyım, rakı ile ona ihanet edemiyorum ne yazık ki. Ama saygı duyuyorum. Şşşş!

Yine ara ara dirensem de birazcık aştım kendimi diye düşünüyorum. Ana-son, sen nelere kadirsin!

"Bir gün asla bana yetmiyor" diyenlerden misiniz?

Aslında tipik yoğun insan profilidir bu. Ancak gün içinde yaptıklarına baktığında, elde kalan 0 dır (yazıyla pekiştireyim - sıfır).

Telefon çalar, sıralanır istekler... "Bana 10 dakika ver göndereyim maili" telefonu kapatacak sihirli sözcüklerdir. Bana sadece 10 dakika ver, değiştireyim dünyayı! Uzaya el atayım, savaşları bitireyim, ve hatta makyajımı yapayım. Sen yeter ki 10 dakika ver.

O kadar çok şey var ki yapmak istediğim, 10 dakika sürer ancak sıralamak. Yaptıkça listede üzerlerini karalamak mı? 10 dakika!